sohbet siteleri

Böbrek ultrasonu yerine…

Düzce’de, dört yıl önce geçirdiği bir ameliyat sebebiyle belden aşağısı felç olan Gülnur Arslan, yetkililerden yardım istedi.

Sırtındaki kamburluk sebebiyle sağlığı bozulan ve normal yaşam standardı olumsuz yönde etkilenen Gülnur Arslan, 17 yaşında Düzce Atatürk Devlet Hastanesi’nde ameliyat edildi. Ameliyat sırasında omuriliği zedelenen ve belden aşağısı felç olan genç kız, yatağa mahkum oldu.

Yaklaşık dört yıldır felçli olarak yaşamını sürdürmeye çalışan Gülnur’un başını talihsizlikler bir türlü bırakmıyor. Evin yükünü kendisi çeken ve ayrıca doğuştan engelli bir kardeşi bulunan Gülnur Arslan yaşadıklarını gözyaşlarıyla anlattı.

Dedesi ise, torunu Gülnur Arslan’a çok üzüldüğünü belirterek gözyaşlarını tutamadı.

Genel kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Dünyanın beklediği bebek

Yeşil erik baharın geldiğinin, yazın yaklaştığının ilk habercisidir. Her gün mutlaka almamız gereken vitamin olan C vitaminini içeren yeşil eriğin faydaları ise, saymakla bitmiyor

Her gün mutlaka almamız gereken vitamin olan C vitamini yeşil erikte bol miktarda var. Erikte ayrıca; göz ve cilt sağlığında büyük görevleri olan A vitamini, kanın akışkanlığında görevli K vitamini, osmalit basınç ve su dengesini sağlayan sodyum, potasyum minerali, stres karşıtı mineral olan magnezyum da erikte önemli ölçüde bulunuyor.

Ayrıca Kalsiyum da içeren erik, demir açısından da oldukça zengin. Yoğun lif yapısına da sahip olan eriğin sindirim sistemi üzerinde ki etkisi tartışmasız çok büyük.

Yeşil erik vücudumuzda neler yapar?

1- Sindirimin düzenli ve yeterli ölçüde çalışmasını sağlar, kabızlığı önler. Yeşil erik sindirilebilir lif açısından zengin olduğundan, mide gazı, kabızlık ve gaz problemi yaşamamızı da önler.
2- Bağışıklık sisteminin oluşmasında ve korunmasında etkilidir
3- Diş Bakımı: Düzenli olarak kütür kütür yeşil erik yemek diş etlerini güçlendir. Diş sağlığının oluşmasında ve korunmasında etki gösterir.
4- Demir Eksikliğini önlemek ve tedavi sürecinde yardımcıdır. Yeşil erik vücutta kan yapmasına yardımcı olur. Ayrıca, anemi gibi kırmızı kan hücrelerinin eksikliği ile ilgili hastalıklar erikteki zengin C vitamini ve demir içeriği nedeniyle engellenmekte etkili olmaktadır.
5- Fit ve sıkı bir vücut için erik. Bağ dokusunu güçlendirmekte ve böylece daha sıkı bir vücuda sahip olmakta yeşil erik etkilidir. C vitamini insan vücudunda bağ dokularının sıkı kalmasında yardımcı olur. Böylece vücudunuzun sıkı, genç, sağlıklı ve uygun görünümlü olmasında yardımcıdır.
6- Kilo vermek istediğinizde de yeşil erik tüketin. Yeşil erik tükettiğinizde kan şekeri düzeyleri olumlu etkilenir. Erik yedikten sonra kan glikozu ortada görünmektedir. Kan şekeri ne kadar dengeli seyrederse kilo vermek o kadar dengeli ve sürekli olur.
7- Vücut içi hasarı önler; Yeşil erik yüksek miktarda antioksidan içerdiği için, beyin ve kanda yağ iç zarın zarar görmesini önler.
8- Akciğerler bakımı ve sağlığında etkilidir: Yeşil erik yiyenlerin astım, akciğer kanseri, soğuk algınlığı, öksürük ve çok kronik akciğer sorunları gibi akciğer sorunlarından uzak kaldığı araştırmalarca saptanmıştır.
9- Yaşlılarda düzenli olarak yeşil erik tüketmenin görme sorunlarını önlediği düşünülmektedir.

Eriklerle ilgili yapılan son araştırmalar ise;

Agri Life Research Center’ da yapılan yeni araştırmada; eriklerdeki antioxidant özellikleri incelenmiş, 100 farklı meyve ile karşılaştırılmış. Bu araştırmada anitoxidantlar’i kanser hücreleri ile etkileşime sokmuşlar, Araştırmacıların sonucunda: erikteki anitioksidant güc yabanmersininden daha fazla çıkmış. Sonra laboratuarda göğüs kanseri hücreleri ile etkileşime görmek için ilerlediler. Bunlar erik içerdiği eşsiz bitkisel besinleri normal hücrelere zarar vermeden meme kanseri hücrelerinin büyümesini durdurduğu bulundu.

Genel kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Şeker hastalarının gözdesi

İstanbul’da geçen yıl Saadet Partisi’nin (SP) kadınlara özel “pembe” otobüs uygulamasını hayata geçirmek için imza kampanyasının ardından şimdi de Üsküdar’da hekim ve tüm çalışanları kadınlardan oluşan “pembe” hastane dönemi başladı.

Resmi açılışı bugün gerçekleştirilecek olan hastanenin açılışı, AKP’li yöneticiler ve belediye başkanlarının eşlerinin katılımıyla yapılacak.Tabip odaları ve sağlık meslek örgütleri, uygulamanın tıp etiğine aykırı olduğunu belirterek “Dünyada böyle bir hastane uygulamasının daha örneği yok. Branş hastaneleri elbette olabilir ama tüm çalışanların kadın olması ayrımcı bir uygulamadır. Bu uygulamalar toplumun bütün gözeneklerine muhafazakârlaştırmayı aşılamak, gerici örgütlenmenin önünü açmaktır” eleştirilerinde bulundu. Hastane yetkilileri ise söz konusu eleştirilere katılmadıklarını ifade ederek “Kadın hastalarımızın kendilerini daha rahat hissetmeleri için böyle bir uygulamayı hayata geçirdik” dedi.

Üsküdar Selimiye’de Mart 2013’te açılan ve ağırlıklı kadın doğum ile çocuk hastalıkları üzerine hizmet veren Via Hospital’ın hayata geçirdiği uygulama tepkilere neden oldu. Hastanenin www.viahospital.com.tr adlı resmi internet sitesi üzerinden İcra Kurulu Başkanı Faruk Yılmaz’ın “Türkiye’de ilk olarak bütün çalışanları bayan olan tek hastane” değerlendirmesi yaparak tüm çalışanlarının kadın olmasına vurgu yapılması dikkat çekiyor.

Açılışa AKP Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Erdem, TBMM Kanser Araştırma Komisyonu üyesi Kemalettin Aydın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın eşi Özdeyiş Topbaş, Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara, Ümraniye Belediye Başkanı Hasan Can’in eşlerinin katılması bekleniyor.

Ayrımcı bir uygulama

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan, dünyada yalnızca kadınlara ya da çocuklara yönelik branş hastanelerinin olabildiğini ancak tüm bir hastanenin çalışanlarının kadınlardan oluşmasının “muhafazakâr” toplum temellerinin atılmak istenmesi olarak değerlendirdi. Aktan, personelin dahi kadınlardan oluşmasına anlam veremediklerini vurgulayarak “Sağlık hizmeti verilirken kadın-erkek ayrımı olmamalıdır. Hekimlik mesleği din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin verilmesi gereken bir meslektir” dedi.

İstanbul Tabip Odası Hekimlik Uygulaması Bürosu’ndan Dr. Celalettin Cengiz ise “Bugünün siyasi ortamında bu bir istismar konusudur. Bu durumun en kötü tarafı özellikle yoksul bölgedeki insanların kendi kendine sansür uygulamaya başlaması ve erkek doktora gitmemesi ile kendini gösterebilir” dedi. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri (SES) Genel Başkanı Dr. Çetin Erdolu ise Türkiye’de tatil yörelerinde haremlik-selamlık plajların, yalnızca kadınlara yönelik tatil köylerinin oluşturulduğunu, alkollü içeceklerin yasaklanmak istendiğini, dini motifli çeşitli sağlık kongrelerinin yapıldığını anımsatarak şöyle devam etti: “Tüm bunlar toplumun muhafazakârlaştırılmasına paralel, bilimi reddeden ve bilimsel olmayan bir ölçüde laiklik ilkesini hiçe sayan uygulamalar olarak değerlendirilir.”

Hastane başhekimi Dr. Serpil Özen ise eleştirilerin gerçeği yansıtmadığını belirterek şunları kaydetti: “Belki kadına yönelik pozitif ayrımcılık yaptığımız düşünülebiliyor. Ama biz daha çok kadın doğum ve çocuk hastalıkları üzerine hizmet verdiğimiz için gelen kadın doğum hastalarımızın kendilerini daha iyi hissedebilmeleri için bunu yaptık. Yardımcı personelin, diğer çalışanların kadın olması, bir kadın olarak daha rahatlatır insanı. Genel cerrahi, kulak-burun-boğaz, dahiliye, diş gibi alanlarda da hizmet veriyoruz ve erkek hasta da kabul ediyoruz, hastalarımızın yarısından çoğu erkek.”

Genel kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Onay alınmadan satılamayacak

Türk halkı 2012 yılında kişi başı 20,62 kutu reçeteli ilaç tüketti, bu ilaçlar için kişi başı 106 dolar harcama yapıldı.

İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) verilerine göre, 2012 yılında Türkiye reçeteli ilaç pazarı kutu ölçeğinde yüzde 2,8 oranında büyüyerek 1,56 milyar kutuya ulaştı.

Tutar ölçeğinde ise pazar yüzde 5,9 oranında küçülerek 12,9 milyar liraya (yaklaşık 7,1 milyar dolar) geriledi.

Kutu ölçeğinde 2012 yılında eşdeğer ilacın pazar payı yüzde 52, referans ilacın pazar payı ise yüzde 48 oldu. Bu oran 2011 yılında da aynı düzeyde idi. Tutar ölçeğinde ise eşdeğer ilaç pazarın yüzde 37,7′sini, referans ilaç ise yüzde 62,3′ünü oluşturdu.

İlaca ödenen para azalıyor

Geçen yıl Türkiye’de kişi başı 20,62 kutu ilaç tüketildi, bu ilaçlara verilen tutar ise kişi başı 106 dolar olarak belirlendi. Kişi başı ilaç tüketimi 2011 yılında 121 dolar, 2010 yılında 133 dolar, 2009 yılında 132 dolar, 2008 yılında 136 dolar, 2007 yılında 126 dolar, 2006 yılında ise 99 dolar olmuştu.

İlaç pazarında dış ticaret verilerine bakıldığında, 2012 yılında Türkiye’nin ilaç ithalatı yüzde 14,9 gerileyerek 4 milyar dolarda kaldı. İlaç ihracatı ise yüzde 16,8 artışla 662 milyon dolara çıktı.

Böylece 2011 yılında yüzde 12,1 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı, geçen yıl yüzde 16,6′ya yükseldi.

İthal-yerli dağılımı

Geçen yıl kutu ölçeğinde pazarın yüzde 77,8′ini yerli ilaç, yüzde 22,2′sini ithal ilaç oluştururken, tutar ölçeğinde pazarın yüzde 50,4′üne yerli, yüzde 49,6′sına ithal ilaç sahip oldu.

2012′de pazarda bulunan toplam 8 bin 200 ilacın 5 bin 544′ü reçetelendirilebilir ilaçtan oluştu.

Tedavi gruplarına göre ilaç tüketiminde ilk sırayı antibiyotikler alırken, bunu sırasıyla kardiyovasküler, antiromatizmal, sinir sistemi, onkoloji ve solunum sistemi rahatsızlıklarına ilişkin ilaçlar izledi.

İEİS Genel Sekreteri Tokgöz

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan İEİS Genel Sekreteri Turgut Tokgöz, 2009 yılı sonunda kamu otoritesinin ilaç harcamalarında tasarruf sağlanması amacıyla 2010-2012 yılları için global bütçe uygulamasına geçtiğini, bütçe hedeflerini tutturabilmek için ilaç fiyatlarını düşürdüğünü söyledi.

“İlaç endüstrisinde karlılıklar çok ciddi düştü” diyen Tokgöz, hatta zararların görüldüğünü, bir yandan da yatırımların ertelendiği ve istihdamın azaldığı bir ortamın ortaya çıktığını ifade etti.

Tokgöz, şöyle konuştu:
“Bu durum kamu ilaç bütçelerinin, hizmetin kalitesi ve yaygınlığı ile örtüşmediğini gösteriyor. Endüstrinin rekabet gücünün ve verimliliğinin artırılması için öngörülebilir ve sürdürülebilir istikrarlı bir ilaç politikası oluşturulmalı, ilaç bütçeleri endüstrinin sürdürülebilirliğini desteleyecek şekilde belirlenmelidir. Tasarrufa yönelik düzenlemelerde fiyat odaklı tedbirler terk edilmeli, endüstri, araştırma-geliştirmeye, yatırımlara ve ihracata yöneltilmelidir.”
Endüstrinin küresel üretimden yüksek pay alması, ihracatın artırılması ve yurt içi talebin karşılanması için iç pazarda sürdürülebilirliğin ve öngörülebilirliğin sağlanmasının önem taşıdığını vurgulayan Tokgöz, “İlaç firmalarının üretim ve Ar-Ge yatırımları yaparak yeni ürünler ortaya koyması, küresel rekabetten geri kalmaması için öncelikle diğer sektörler gibi hak ettiği karlılığı elde etmesini sağlayacak fiyatlandırma ve geri ödeme politikaları oluşturulmalıdır” dedi.

 

Genel kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Dünyada benzeri yok!

Dünyanın kadavradan rahim nakli yapılan ilk hastası Derya Sert’in 8′inci hafta sonundaki kontrolünde embriyo kalp atışlarının izlenmemesi üzerine gebeliği sonlandırıldı.

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mustafa Ünal ve Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Başkanlığında görevli Prof. Dr. Ömer Özkan tarafından yapılan ortak yazılı açıklamada, rahmi olmadığı için hamile kalamayan ve rahim nakli yapılan Derya Sert’in hamilelik süreciyle ilgili bilgi verildi.

Açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:
“Dünyanın kadavradan rahim nakli yapılan ilk hastası Derya Sert’in 8′inci hafta sonundaki kontrolünde embriyo kalp atışlarının izlenmemesi üzerine gebeliği sonlandırılmıştır. Hastanın genel durumu iyidir ve evinde istirahat etmektedir. Uygun şartlarda hazırlıkları tamamlandığında tüp bebek tedavisine devam edilecektir.”

Rahmi olmadığı için hamile kalamayan 23 yaşındaki Derya Sert’e, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan’ın başkanlığındaki ekip tarafından 8 Ağustos 2011′de gerçekleştirilen ve 7 saat süren operasyonla kadavradan rahim nakledilmişti.

Sert’e 2 Nisan’da embriyo transferi yapılmış ve 12 Nisan’da da gebelik sonuçlarının olumlu olduğu yönünde açıklama yapılmıştı.  

Genel kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kadınlar bu habere üzülecek

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ünal, kontak lens ile denize ya da havuza girilmemesi uyarısında bulundu.

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mustafa Ünal, kontak lensle denize ya da havuza girilmemesi gerektiğini belirterek, hastaların, enfeksiyon kapma sonucu gözlerini kaybedebildiklerini söyledi. 

Aynı zamanda, Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan Ünal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, havaların ısınmasıyla insanların deniz ve havuzlara akın ettiğini, bunlar içinde kontak lens kullananların da olduğunu kaydetti.

Pek çok kişinin, sağladığı yüksek konfor nedeniyle kontak lens kullandığını dile getiren Ünal, bilinçsiz yapılan hataların ise ciddi sorunlar yaratabildiğine işaret etti.

Su geçirmeyen gözlük kullanın

Ünal, havuza ya da denize girerken lenslerin çıkarılmasını önerdi. Lens kullanmak zorunda olanlara, yüzerken su geçirmeyen gözlük kullanmalarını tavsiye eden Prof. Dr. Ünal, “Lenslerle suya dalmamak gerekir. Bu durum, hem mikroorganizmaların artmasına hem de lensin gözden çıkmasına neden olacaktır” diye konuştu.
Tek kullanımlık lensler bulunduğunu da anlatan Ünal, insanların yüzdükten sonra lensi atıp, günlük hayatlarını sürdürebileceklerini söyledi.

Prof. Dr. Ünal, kontak lens kullanımında gerekli önlemler alınmadığı takdirde suda yaşayan mikroorganizmaların gözde enfeksiyon oluşturacağını vurguladı. Özellikle gözünün ön tarafında şeffaf olan tabakanın mikrobiyal enfeksiyonla karşı karşıya kalacağını dile getiren Ünal, “Gözün ön tarafındaki şeffaf tabakanın enfeksiyon kapması sonucu gözünü kaybeden hastalarımız var. Maalesef bu tür vakalarla sık sık karşılaşıyoruz” dedi.  

Genel kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yardımseverler bu habere dikkat!

Konya’da ayaklarındaki ağrıları gidermek için bahçede buldukları otları ezip saran Cemal Acar ve eşi Gülcan Acar, bacaklarında yanık oluşması üzerine hastanelik oldu

Kadınhanı İlçesi’nde oturan Cemal Acar ve eşi Gülcan Acar, 10 gün önce bahçeden topladıkları halk arasında ’düğün otu’ olarak adlandırılan bitkiyi, ağrılarını iyileştirmesi için ezip, bezle diz ve ayak bileklerine sardı.

Kısa süre sonra bacaklarında ateşlenme hisseden çift, sardıkları bezi çıkardıklarında yanıklar oluştuğunu görünce önce Ilgın Devlet Hastanesi’ne gitti. Burada yapılan müdahalenin ardından Selçuk Üniversitesi’ne sevkedilen çiftin tedavisi sürüyor.

‘AĞRILARI GEÇİRİR SANDIK’

Halk arasında ‘düğün otu’ olarak adlandırılan bu bitkiyi Cemal Acar ve eşi Gülcan Acar, ağrılarını iyileştirmesi için ezip, bezle diz ve ayak bileklerine sardılar

Dizlerinde kireçlenmeden dolayı ağrı olduğunu belirten Cemal Acar, ağrıyı gidermek için bitki sardığını kaydetti. Ağrıları nedeniyle eğilip, kalkarken güçlük çektiğini ifade eden Acar, şunları söyledi:

“Soğanların içinde yabani otlar varmış. Eşim bu otları temizlemiş. Eşimin annesi ve çevresinden öğrendiğine göre bu otlar ağrıyı azaltıyormuş. ’Bu otları ezip saralım’ dedi. Belki faydası olur diye otları ezip dizlerimize sardık. Ancak 45 dakika sonra bacağımda ateşler oluştu. İyice rahatsızlandım. Eşimle birlikte otları çıkarıp hastaneye gittik. Otun ne olduğunu hiç bilmiyorum. Şaşkınlık başka bir şey değil. Bir daha asla böyle bir şey yapmam.”

‘DÜNYA’DA BUNA BENZER 3 VAKAYA RASTLANILDI’

Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Zekeriya Tosun, “Dünya literatüründe ve tıp tarihinde uluslararası yayın yapılan bu bitki ile ilgili 3 vaka var.

Bu 3 vaka da Türkiye’de özellikle Orta Anadolu’dan çıkmış. Halkımız bilmedikleri bitkileri tedavi amaçlı olarak kesinlikle kullanmasınlar. Bu hastalarımızda olduğu gibi tedavi amaçlı kullanılan bitkiler, hastada ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkarabilir” dedi. Tedaviyi hızlandırmak amacıyla araştırma yaptıklarını ve çiftten kullandıkları ottan numune istediklerini belirten Prof. Dr. Tosun, şunları söyledi:

‘BU BİTKİ KİMYASAL YANIK OLUŞTURUYOR’

“Hastalarımıza yardımcı olabilmek için bu otun numunesini istedik. Bu bitkiyi üniversitemizin Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü’ndeki hocalarımız değerlendirdi. Bitkiyi teşhis edip, bize bitkinin özellikleriyle ilgili bilgi verdiler. Bitki maalesef vahşi bir bitki olarak geçiyor. Özel bir bileşeninden çok genel bir kimyasal yanık oluşturuyor. Genel kimyasal yanıklara nasıl bakılıyorsa, bu yanıklara da öyle bakıyoruz. Hastanemizde hastalarımıza en iyi tedavi imkanını vermeye çalışıyoruz. Hastalarımızın kısa sürede iyileşerek, evlerine dönmelerini umut ediyoruz.”

Yrd.Doç.Dr. Osman Akdağ, “Yanıklar alıştığımız türde yanıklar değil. Sıklıkla gördüğümüz bir alev yanığı ya da sıcak su haşlanma yanığı şeklinde değil. Bunun için bizde literatüre baktık bu ottan dolayı oluşan yanık için neler yapabiliriz diye. Hastalarımızın bir hayati tehlikesi yok, ama yanıklar oldukça ciddi yanıklar. Hastalarımızın yara bakımına dikkat edip, genel durumunun bozulmamasına dikkat ediyoruz” dedi.

Genel kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

4 ayda 785 kişi hastanelik oldu

Böbrek hastalığından korunmak doğru beslenmeden geçiyor. Özellikle ‘ısırgan otu’ hastaların derdine derman oluyor.

Takvim’in haberine göre, böbrekler, vücuttan atıkların çıkarılması için çalışır. Kandaki toksin ve zararlı maddeleri filtreler. Kan basıncı, hormon salgılanması ve asit-baz dengesinin düzenlenmesinde rol oynar. Böbrek hastalıklarının en sık rastlanan belirtileri, mide bulantısı, kusma, iştah kaybı ve idrar üretiminin azalması olarak gösterilir.

Böbrekler için şifalı besinler ise şunlar:

Isırgan otu: Toksin birikmesini önlüyor. A, B2, C ve E vitaminleri ile böbreklerin çalışmasını hızlandırıyor.
Karpuz: Böbreği temizliyor.
Armut: Yüksek tansiyona ve böbreklere faydalı.
Üzüm: Böbrekleri çalıştırıyor.
Adaçayı: Böbreklerin daha fazla çalışmasına yardımcı oluyor.
Kırık kilit otu: Bu bitki böbreklerde biriken toksinlerin atılmasında önemli rol oynuyor. Böbreklerin kendini yenilemesini sağlıyor.
Ayrık otu: Böbrek iltihaplarına, böbrekteki kum ve taşlara iyi geliyor.
Maydonoz: A, C, E ve K vitaminleri ile böbrekleri temizliyor.
Arpa: Suda kaynatılarak elde edilen sıvısı, böbrek ağrısını dindirmeye yardım ediyor.
Kabak: Böbrek iltihaplarını iyileştiriyor.

Genel kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Faydalı diyenlere kanmayın!

Türklerin vazgeçilmezi, yaz aylarının en kurtarıcı ikilisi karpuz-peynire, ABD’li diyetisyenden hem onay hem de uyarı geldi: “Meyve en kötü şeker türü fruktoza sahip ama aynı zamanda lif ve potasyum açısından son derece zengin. Kendi içinde iyi kötü dengesi var

ABD’de 120 binin üzerinde baskı yapan ‘Doğal Yağ Kaybetme Eczanesi’ kitabının yazarı Prof. Dr. Harry Preuss, iyi bir diyette en önemli noktanın her şeyi bir denge içinde tutmak olduğunu belirterek, yaz aylarıyla birlikte yeniden gündeme gelen karpuz – peynir diyetine tehlikelere dikkat çekerek onay verdi.

Georgetown Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Harry Preuss, 22 Mayıs Avrupa Obezite Günü öncesi, ikinci kez geldiği Türkiye’de, Antalya’da düzenlenen 35’inci Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi’ne katıldı. 20 yıl öncesine kıyasla artık sokaklarda daha çok şişman insan olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Preuss, dünya genelinde artan obezitenin altında, ailesel alışkanlıklardan kültürel etkilere, yeni oluşan beslenme şekillerine ve hareketsiz bir yaşama kadar birçok sebep bulunduğunu söyledi.

Obezitenin bu çok yönlü durumunu anlatmak için ‘Globalzite’ kavramını öneren Prof. Dr. Preuss, “Obezite her ekonomik düzeydeki insanın sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Bunun ekonomik düzeyle çok alakalı olmadığına dikkat çekmek istiyorum. Zengin insanlarda büyük masalarda, her türlü yiyeceğin bulunduğu masalarda yedikleri akşam yemekleri ve buna eşlik eden sosyal içicilikle obezite ortaya çıkarken fakir insanlarda ise yüksek düzey karbonhidrat tüketimi obeziteye neden oluyor” diye konuştu.

YAĞIN VE ŞEKERİN SAVAŞI

Artık her türlü yiyeceğe her yerde ulaşılabildiğini ve yüksek kalorili çok fazla yiyeceğin bulunduğunu belirten Prof. Dr. Preuss, hareketsiz bir yaşam içinde insanlarının harcayamayacağı kadar kalori aldığını kaydetti.

İnsanlarda son 5 yılda şekerin kan basıncını etkilediğine ilişkin farkındalık başladığına dikkati çeken Prof. Dr. Preuss, şekerin kan basıncı üzerindeki etkisini vücutta yağ birikimini artırması olarak açıklarken, bu yağlanmanın özelikle bel çevresinde oluştuğunu belirtti. Prof. Dr. Harry Preuss, bu noktada özellikle çayda, kahvede tatlandırıcı olarak kullanılan sofra şekerinin yarattığı tehlikeyle dikkat çekti. Bu tip şekerde fruktoz ve glukozun birlikte bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Preuss, “Türkiye’de durumu bilmiyorum ama sadece Amerika’da sadece şeker kamışından gelen, sadece glukoz içeren ürünleri kullanıyoruz” dedi.

‘MEYVELER BİR İYİ BİR KÖTÜ’

Prof. Dr. Preuss, meyvelere özel bir parantez açarak meyvelerin ‘en kötü şeker’ olarak işaret ettiği fruktoz içerdiğini söyledi. Fare deneylerinde sadece fruktoz verilen deney hayvanlarında yağlanmanın glukoz verilen gruba göre daha fazla olduğunu kaydeden Prof. Dr. Preuss “Meyve en kötü şeker türü fruktoza sahip ama aynı zamanda lif ve potasyum açısından son derece zengin. Yani meyve kendi içinde iyi kötü dengesine sahip. Fruktozun tek iyi yanı çok tatlıdır. Bu nedenle çok fazla tüketemezsiniz” diye konuştu.

Beslenme uzmanı Prof. Dr. Preuss, yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte Türkiye’de karpuz – peynir diyetinin yeniden gündemde olacağının hatırlatılması üzerine, aşırıya kaçmamak kaydıyla bu tip diyetin zararlı olmadığını söyledi. Karpuzun çok tatlı bir meyve olmasına karşın iyi bir meyve olduğunu ve kendisinin de tükettiğini belirten Prof. Dr. Harry Preuss, “Karpuzun içinde vücuda yararlı kimyasallar da var. O artık kendi içinde iyi kötü dengesine sahip” ifadelerini kullandı.

EN ÖNEMLİSİ DENGE

Beslenme biliminde her gün yeni bir şeylerin ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Preuss, beslenme alışkanlıklarına ilişkin şunları söyledi:

“En önemli nokta her şeyi belirli bir dengede tutmak. Amerika’da, bir sağlık politikası olarak da ortaya çıkan, insanların aldıkları gıdaların etiketine yağ oranına bakmaları tavsiye ediliyor. Ama sadece yağa bakmanın bir anlamı yok. Yağdan kaçarken şeker yiyor olabilirsiniz. Gıda etiketlerinde önce kalori ve peşinden rafine karbonhidratların oranına bakmak gerekiyor. Hayatı uzatmanın yolu alınan kaloriyi azaltmaktan, rafine karbonhidratlardan beyaz un, şeker, nişasta, patates, pirinç gibi ürünlerden uzak durmaktan geçiyor. Nişasta emilimini azaltıcı, karbonhidratı bloke edici besin desteklerinin de kullanılmasını önemsiyorum.”

PROTEİN DİYETLERİNE DİKKAT!

Prof. Dr. Harry Preuss, bir soru üzerine, son yıllarda Türkiye’de son derece yaygın olan protein diyetlerinin ABD’de yıllarca önce bırakıldığını söyledi. Bu tip diyetlerin pahalı olmasının yanı sıra ilerleyen dönemde kardiyovasküler problemler ve böbrek sorunlarını ortaya çıkardığını belirten Prof. Dr. Preuss, diyette karbonhidratı sıfıra indirmenin günlük enerji düzeyi anlamında sorunlu olduğunu kaydetti.

PROF. DR. HARRY PREUSS KİMDİR?

Georgetown Üniversitesi Tıp Merkezi İç Hastalıkları, Fizyoloji, Biyokimya, Patoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Harry Preuss, 220’den fazla karşılaştırmalı klinik çalışma, 190 genel tıp makalesi, 7 patent ve 250’den fazla abstrakta sahip. Son yayınlanan kitabı ’Doğal Yağ Kaybetme Eczanesi’ 120 binden fazla satıldı. Amerikan Beslenme Koleji’nin tarihinde seçilmiş 9’uncu masterı olan Dr. Preuss, tarihte Amerikan Beslenme Koleji Başkanlığına 1998, 2008 ve 2011 yıllarında üç defa seçilmiş tek isim. Dr. Preuss, halen, 1959 yılında kurulan Amerikan Beslenme Koleji’nin başkanlığını sürdürüyor.

Genel kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Faydaları saymakla bitmiyor

Geliştirdiği “Karatay Diyeti” ile tanınan Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, “Meyveler hiçbir zaman aşırı şekilde, özellikle akşamları geç vakitlerde tüketilmemelidir” dedi.

Geliştirdiği ” Karatay Diyeti” ile tanınan Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay,meyve tüketiminin bilinçli olması gerektiğini söyledi.

Meyve şekerinin, bebeklerde dahi karaciğerin yağlanmasının başlıca nedenlerinden biri olduğunu anlatan Karatay, sağlık sorunu olanların meyvelerdeki fruktoz miktarına dikkat etmesi gerektiğini belirtti.

Yaz mevsiminde bolca tüketilen kavun ve karpuzda fruktozun yüksek olduğuna dikkati çeken Prof.Dr. Karatay, şöyle devam etti:
“Meyvelerin tüketim miktarları, zamanları ve şekilleri, onları vücudumuz için sağlıklı veya sağlıksız hale getirebilir. Meyvelerin şekeri ve her türlü şeker, tatlı zehirlerdir. Hiçbir zaman aşırı şekilde, özellikle akşamları geç vakitlerde tüketilmemelidir. Örneğin gün boyunca başka tatlı ve şekerli yiyecek yememek koşuluyla sonbahar ve kış aylarında sabah kahvaltısında yenecek bir yerli muz, glisemik indeksi yüksek olmasına rağmen verdiği enerji gün içinde yakılabileceği için sağlıklıdır. Ancak aynı muz akşam yemeğinden sonra tüketilirse ve ardından yatılırsa yağ olarak depolanacağı için sağlıksızdır.”

Meyvelerin lifleriyle tüketilmesi önerisinde bulunan Karatay, şu bilgileri verdi:
“Öğlen yemeği yerine ceviz içi, badem, fındık, fıstık gibi kuru yemişlerle birlikte mevsiminde tüketilecek bir adet portakal veya iki adet mandalina, lifiyle yendiğinde vücut için sağlıklıdır. Ancak 2-3 portakal veya 4-5 mandalina sıkılıp suyu içildiğinde glisemik yükü arttığı ve liflerinden arındırılıdığı için hızla kana karışıp kan şekerini ve insülini aniden yükseltir. İki üç saat sonra da aniden düşmesine sebep olur, işte bu durum sağlıksızdır.” 

Genel kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın